Örgüt Kültürü ve Sendika
0 | | | 11-12-2018

Coşkun ÖZTÜRK

 

                                               ÖRGÜT KÜLTÜRÜ VE SENDİKA

 

İnsanlığın bidayetinden itibaren toplumlar bir arada yaşamanın ve sosyalleşmenin önemine inanmışlar ve bunu gerçekleştirmek için değişik yönetim modelleri geliştirmişlerdir. Kabile topluluklarından aşiretlere, site devletlerinden devletlere varıncaya kadar çeşitli isimler adı altında, yönetim tarzları krallık, meşrutiyet, cumhuriyet veya demokrasi olarak irili ufaklı birçok oluşum tarihteki yerlerini almıştır. Tarihi bir hakikat olarak ortadadır ki yönetenlerin bir çoğu yönettikleri toplumlar üzerinde tahakküm kurmayı tercih etmişler; kurdukları baskıcı düzene karşı çıkanlara ise hayat hakkı tanımamışlardır. Eflatun’un “Devlet” kitabında çerçevesini çizdiği ideal devlet arayışı da Farabi’nin “El-Medinetü’l- Fazıla”sında anlattığı erdemli bir yönetim şeklinin nasıl olacağına dair anlatımları da  hep bu adil yönetim ve adil devlet arayışının birer ifadesidir. Bu tarz baskıcı, totaliter ve diktatoryal yönetimlere karşı yönetilenlerin bir kısmı karşı duruş içerisinde olmuşlar ve haksızlıklara karşı mücadele etmeyi aynı zamanda bir fazilet mücadelesi olarak sürdürmüşlerdir. Sınıfsal ayrımcılığa karşı olduğunu söyleyerek siyasi kazanım elde eden bazı gruplar ise sonrasında kendi “yeni” sınıflarını oluşturarak yönetilenlerin sırtından kendilerine nüfuz alanları oluşturmakta bir beis görmemişlerdir.

Bu çerçevede işveren ve çalışan  ilişkilerine tarih perspektifinden baktığımızda gördüğümüz manzara hiç de  iç açıcı değildir. Uzun süre kölelik anlayışından kurtulamayan sermaye çevreleri ve burjuvazi, çalıştırdığı  işçisine hakkını vermekten imtina etmiş; insani bir hayat standardını sağlayacak imkanları çoğu zaman esirgemiştir.Batı dünyasında sanayi devrimiyle artan çalışan ihtiyacına paralel olarak hak arama ve hakkını savunma adına örgütlü olmayan bireysel eylemler ve mücadelelerin çoğalmaya başladığını ancak 19. yüzyılın sonlarına doğru görebilmekteyiz. Zamanla artış gösteren bu istek ve talepler, önceleri yardımlaşma sandıkları, ardından dayanışma örgütleri şeklinde bir araya gelen yapılar tarafından dile getirilmeye devam edildi. Bu yapılar zaman içerisinde örgütlü bir hak arama mekanizması olarak da isimlendirilebilecek olan sendikaya evrildi.

Çalışanların sorunlarını çözmek ve çalışma hayatını iyileştirmek, verilmeyen hakları alabilmek adına tarihin tecrübelerinden süzülerek günümüze ulaşan  en kapsamlı ve etkin örgütlenmenin adı sendikadır. Bu anlamda ülkemizde sendika çalışmalarının geçmişi yeni sayılabilir. Önceleri işçi örgütlenmeleri olarak ortaya çıkan  sendikaların tecrübe aktarımları ve dayanışmaları ile memur sendikalarının kurulması  ise çok daha yenidir. Memur sendikalarının yaklaşık otuz yıl öncesinden başlayarak uzun bir mücadelenin ardından siyasi hayatın ve dünya konjonktünün de etkisiyle önceleri “defacto” olarak başlayan örgütlenmeleri,  nihayet 4688 Sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununun,  25 Haziran 2001’de TBMM’de kabul edilmesi ve 01Temmuz 2001 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmesiyle yasal bir hale gelebilmiştir. En son yapılan kanuni düzenlemelerle, 12 Eylül 2010 Halk Oylamasında Anayasa’nın 53 ve 54. maddelerinde yapılan değişiklikle “toplu görüşme” yerine grevsiz “toplu sözleşme” hakkı tanınmasının ardından  04.04.2012 tarih ve 6289 sayılı Kanun ile adı  ‘4688 Sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu’ olarak değiştirilmiştir.

            Çalışma hayatımızda çok önemli bir yer tutan sendikacılığın bugün en güçlü temsilcisi olan Memur-Sen/ Eğitim Bir-Sen,  mazlum ve mağdur insanlığın sesi olmak yolunda çaba gösterenlerin,  hak, emek ve özgürlük mücadelesinde insan merkezli hareket etmek isteyenlerin, her zaman ve her şartta hakkın ve haklının yanında olmayı kendisine şiar edinenlerin, mayası  insanlık  ve  Anadolu coğrafyasının manevi iklimiyle yoğrulmuş gönül erlerinin haklı  mücadelesinin adresi olmuştur. Böyle bir çatı altında bulunmak ve “her hak sahibinin hakkını aldığı” yeni bir dünya kurabilmek için çalışmak,  herhalde insanlık  adına çok önemli ve tarihi adımlardan bir tanesidir.

            Eğitimciler Birliği Sendikası,  kurulduğu günden bu yana (14 Şubat 1992)  öncü liderleriyle çıktığı yolda, ‘güçlüyü haklı kılmak için değil, haklıyı güçlü kılmak’ için mücadelesine başlamış, çalışanların hak ve menfaatlerini geliştirmek, sosyal ve ekonomik olaylara sessiz kalmayarak görüş ve fikirleriyle yön vermek, hakkını arayanların, haksızlığa uğrayanların feryatlarına ses vererek her türlü hukuki  yolları kullanmak suretiyle haksızlıkları gidermek, iyiliğe kucak açan, kötülüğe ise mani olmak için gövdesini ortaya koymaktan çekinmeyen bir anlayışla yoluna ve yolculuğuna devam etmektedir.

Hiç şüphesiz sendikanın var olan bu gücünün arkasında  örgütlü bir yapı olması ve  bir örgüt kültürü ile hareket etmesi yatmaktadır. Bu sayededir ki bu sendika, birlik ve beraberlik içinde; genel başkanından şube teşkilatlarına, okul temsilcilerinden üyelerine varıncaya kadar her bir mensubunu kucaklayan ve asla dışlamayan örgütsel yapısıyla, ülke sınırlarını aşarak, ırkına, diline, inancına bakmaksızın  herkesin derdiyle dertlenen, mazlum coğrafyalarda  yetimlere, darda kalmışlara kucak açan büyük bir camia olmuştur.

Ülkemizdeki mevcut sivil toplum örgütleri arasında en çok üyeye sahip ve en etkili kuruluş olan Eğitim Bir-Sen, Türkiye’nin  81 il ve 921 ilçesindeki yüz binlerce üyesiyle, Kadınlar Komisyonuyla, Genç Memur Sen’iyle kısacası;  hak ve özgürlük mücadelesine, emeğin kutsallığına inanan tüm birimleriyle bu mübarek toprakları karış karış dolaşmakta, nakış nakış  işlemekte ve geleceğin nesillerini ecdadına layık bir şekilde yetiştirmek gayesiyle gece gündüz demeden çalışmaya ve  “el ele, elden Hakka..” diyerek hak arama mücadelesine devam etmektedir.

 

            Ne mutlu bu kutlu yolda yürüyenlere!…

 

 

Top